İçindeki boşlukta yaşayan adam . . .

Efendim herkese merhabalar, bu yazıyı farklı beyinlerle düşünce çarpıştırmayı amaçlayarak yazıyorum. Dolayısıyla üstüne bir şeyler eklemek isteyen olursa, çok bahtiyar olacağımı şimdiden sizlere belirtirmek isterim 🙂 .

İnsanın mutluluğu nasıl bulacağını hayatının son 7-8 senesinde düşünen bir kimse olarak geldiğim son noktayı sizlerle de paylaşmak istedim. Tabi Berkay işin gücün mü yok böyle şeylere kafa yoruyorsun diyenler de olabilir, lakin insanoğlunun hayatı boyunca mutluluğu aradığını düşünürsek, ki ben öyle düşünüyorum (Bu düşünceyi de bir tık Aristotatales gibi ele alıyorum, lakin burda bu konunun çok detayına girmeyeceğim ) . Bununla birlikte, kendim de homosapienslerden bir yaşam formu olduğum için, ben de hayatım boyunca ( bilinçli olarak son 7-8 senesinde ) ebedi, günlük, anlık, ömürlük  ( artık buna ne derseniz ) mutluluğu arıyorum. Bu arayışım sadece “mutluluk” dediğim şeye nasıl erişeceğimin yanında, “mutluluk” dediğim şeyin ne olduğunun arayışını da kapsıyor aslında. Sizin anlayacağınız ne aradığımı bilmeden ısrarla bir şeyler arıyorum da arıyorum. Zaman zaman uğruna giriştiğim şeyler beni bu arayışın çok farklı bir noktasına getirdiğini anlasam da, bunu farkettiğim anda tekrar başladığım değerlere tutunup bunları tekrar sorgulamaya başlıyorum. Buna klasik insan hareketi diyebiliriz bence. Sonuçta olayımız, deneyimleyip, öğrenmek, kendimizi geliştirmek.

Collide_BannerNMDWebsite1

Son geldiğim noktada şunu farkettim ki, insan dediğimiz yaşam formu aşkı diğer bir insanda bulabildiği durumda “mutluluk” dediğimiz şeyi sonuna kadar deneyimleyebiliyor.

Buraya kadar her şey güzel, lakin ne zaman insan denilen yaşam formu aşkı kaybediyor,  işte o zaman asıl başka bir sorgulama başlıyor. Ve insan “mutluluk” dediğimiz şeyi hayatın başka aşamalarında ve noktalarında aramaya başlıyor. Bu çabanın sonunda da, insan aşk dediğimiz deneyimi tadabileceğini veya tadabileceği noktaya yakınsayacağını varsayıyor. Bu aşamada da gerçek hayatta, belli bir konu yada gaye hakkında karşımıza anormal insan davranışları, aşırılık ve uç davranışlar ortaya çıkıyor. Belli bir konu veya gaye için gösterilen bu aşırı ve uç davranışları ikili ilişkilerinizde karşınızdakinin size karşı olan zaman zaman baya uç diyebileceğiniz duygu patlamaları gibi düşünürseniz bunların aslında gayet normal olduğunu sizlerin de görebileceğini düşünüyorum. Tabi bu uç davranışlar gösteren insanlar,  bilerek veya bilmeyerek bu aşırılıklardan ve uç noktalardan geçerek ortaya çıkan eserleriyle bizlerin hala kendilerinden bahsettiğimiz bir noktaya geliyorlar.

Peki sizce yukarda bahsettiğim şey yani “aşk”ı diğer bir insanda aramakla, onun dışında bir şeyde aramak bir seçim midir ? Yoksa şans, kozmoz, alın yazısı veya kader diyerek çeşitlendirebileceğimiz bir döngünün bizlere bir hediyesi mi ? Bu soruya kesin bir cevabım ne yazık ki yok. Özellikle hayat gibi içinde sayısız değişkenin bulunduğu bir denklemde yaşadığımızı düşünecek olursak, yukarda bahsettiğim seçeneklerden birine, kesinlikle budur demek pek manalı değil bana göre.

The-Meaning-Of-Life

O zaman başladığım yere geri dönecek olursam, insanoğlunu sürekli bir arayış içerisinde olan bir yaşam formu olarak tanımlayabiliyorum. Ve bizi diğer yaşam formlarından ayıran şey ise “aşk”ı, “mutluluğu” veya “mana” yı ( artık ne derseniz diyin ) neyde aradığımız değil, onu durmak yorulmak bilmeden aramamızı sağlayan o isteğimiz, içgüdümüz aslında.

Hae peki ben “mutluluk” dediğin şeyi buldum, ben ne yapim ben de mi aramaya devam edim ? Diyen biri de varsa aramızda lütfen yorumlarıyla burayı şenlendirsin ki, biz de kendisinden 3-5 kelam bir şeyler öğrenmiş oluruz diyor, ve aranızdan ayrılıyorum. Umarım kafa açıcı bir yazı olmuştur, düşünce çarpıştırmak isteyenler özelden yardırsın. Kahveler benden 😉 .

Sizleri bu düşünceler ışığında aşağıdaki şarkıyla başbaşa bırakıyorum.

Sağlıcakla kalın 🙂 .

One response

  1. Berkay hocam öncelikle benim de ara ara kafamda nerden geldigini bilmedigim bir sekilde beliren düsüncelere deginmeniz ve bu yazı sayesinde yalnız olmadıgımı anlamak beni “mutlu” etti zira arada delirdigimi düsünüyorum insanlıgın varoluşsal sebeplerini sorgularken. Kısaca bahsettiginiz bu yazınızda mutlulugu kendinizde daha derin daha felsefi acılardan sorguladıgınız sonucunu cıkardım ama bunu askla iliskilendirmenize pek katılmadıgımı söylemeliyim tabi sadece beşeri aşktan bahsetmemişsiniz o konuda haklısınız. Elbette sevmek sevilmek cok güzel insani motive edici duygular ama bunu ask levelinde yasamak ne kadar gerekli ya da öyle bir seviye var mı cidden varsa da herhangi bir seye karsı bu derece yogun duygular beslemek ne kadar saglıklı? Belki uzun süredir askı hissetmemiş biri olarak taslasmıs kalbimle yazıyorum ama demek istedigim insanın hayal gücü o kadar genis ki gerçek mutlulugu, hayallerimize örtüsmesini isteyerek aramak benim görüsümde hayal kırıklıgı olacaktır cünkü gercekligin, hayal gücümüzle kapısabilecegini düsünmüyorum. Mutluluk, ask bunlar bize toplum tarafından dayatılan seylermis gibi geliyor bana hep, neden sıradan olalım ki? Ha peki nası mı mutlu oluruz? Bir degil, birden fazla sevenimiz olunca ve ben bunu bir tık daha ileriye götürerek adını tarihe ve insanların zihinlerine kazımaya getiriyorum. Kendinden sonra da var olacagını bilmek – tabi iyi hatırlanmak sartıyla- İnsan ırkının amacı da kendini devam ettirmek degil mi sonucta?
    Bos konustuysam affola hocam ben bunları yazarken insanlar yeni gezegenler kesfediyor vay anasını 😀 Sevdigim bir sözle bitirmek istiyorum görüşlerimi, kendinize iyi davranın
    Dövüş ustası olanlar öfkelenmezler, kazanma ustası olanlar korkmazlar, akıllılar dövüşmeden kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler. -Sun Tzu

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *