Kurgusal Kartlar Röportaj Dizisi Vol-1, Kalben Röportajı !!!

http://marinespecialproducts.com/jXQLg/YhPTW/ Kalben’i duymuşsunuzdur, kendisi gitarıyla güzel güzel şarkılarını söylemekle meşgul.  http://allweathershelters.com.au/deck-essendon-2/ Sağolsun kendisi benimle röportaj yapmayı kabul etti ve röportajımız yağmurlu bir Ankara akşamında başladı. Buyursunlar !!!

see url İstanbullu musun ?

Sadece 4 yıldır İstanbul’da yaşıyorum, ondan önce 8 yıl Ankara’da, 8 yıl İzmir’deydim. Çocukluğumda 4 yıllık bir Edremit ve Balıkesir macerası var. Ondan önce bir ara da Tatvan ve Osmaniye’de yaşadım. Aslen İskenderun doğumluyum ama doğduğum yeri hiç görmedim şimdiye kadar. Hazır etrafımızda Mersin’den arkadaşlarımız varken, oralara gidip bir yemek turu yapsak fena olmazdı hani.

Liseden sonrası nasıl oluyor ?

İzmir’de liseyi bitirip Ankara’ya geldim, Bilkent’te Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde okumaya başladım. Diplomat olmak gibi bir hayalim yoktu, okuldan sonra bir sene çeşitli yerlerde çalıştım. Sonra da yine okula döndüm.

Tam o noktada, yüksek lisans tezin ne acayip ne güzel bir konuya sahip, “Ölen insanlardan kalan eşyalar üzerine… Anı saklama yolları” . Lütfen bundan biraz bahsedebilir misin ?

Bu arada Kalben’in tezini şu adresten indirebilirsiniz.

Annemi kaybettiğim için ona böyle bir şey adamak gibi bir niyetim olmasıyla başlıyor aslında. Daha sonra yazdığım çocuk kitabını da ona adadım.

Tez sevdiğimiz, kaybettiğimiz insanlardan kalan yadigarlara odaklanıyor. Hani rahmetli dedemizden kalan saat gibi… Bu eşyaların parayla ölçülemez bir değeri var ve anılarımızın vücut bulmuş halleri olarak onları saklamayı ya da “çöp”, “ikinci el” olarak elden çıkarmayı seçiyoruz. Bu seçimleri irdeliyorum. İnsanların anılarını nasıl sakladıklarına ve yas tutma süreçlerinin etkilerine eğiliyorum.

Peki tezinde zaman öğesini nasıl ele aldın ?

Bir insandan kalan eşyanın gücü zamanla artıyor. Daha önce belirttiğim gibi maddi değeri parayla ölçülemediğinden ve üstüne zamansızlaştığından, eşyanın neredeyse sesi, kokusu ve dokusu unutabilen bir insandan daha eşsiz bir yere geldiğini görüyoruz.

Aslında bir şarkı yaptığında yada bir şeyler yazdığında yani bir sanat eseri ortaya koyduğunda, tüm bu üretilen şeylerin içine zamanı bir şekilde yedirip bir süre sonra o eserlerin bizim karşımıza bir zaman ögesi olarak çıktığı konusunda ne düşünüyorsun ?

Yada şöyle de sorulabilir, yaptığın şarkılarda hayatının, yaşamının belli bir sürecini sakladığını düşünüyor musun ? 

Öyle oluyor bence de yaparken bir niyetimiz olmuyor ama sonrasında geri dönüp bakınca görüyorsun ki orada bir zaman dilimi ölümsüzleşmiş.

Zaman kavramına bu kadar girdim çünkü senin tezinin bende açtığı kapılardan bir tanesi de aslında duygularımızı saklamak. Belki ilerde herhangi bir anda beynimizdeki nöronlar arasındaki tüm elektronik iletimi bir şekilde kaydedip, böylelikle o anda hissettiğimiz duygumuza geri dönebiliriz ama oraya gelmeden de aslında senin tezinde bize gösterdiğin gibi sakladığımız o eşyalar bizlere o andaki duygularımızı geri veriyor.

Tam olarak öyle, eskiden de insanları en sevdikleri eşyalarıyla gömerlermiş . Sevdiğin bir şeyi ya seninle birlikte gömüyorlar ya da toplumun evrilmesiyle birlikte biz saklayalım diye bir yere geliyor. Ama bu seni tatmin etmiyordur büyük ihtimalle. Çünkü sen tam olarak o fotoğrafa baktığın zaman 8 yaşında o plastik evde zıplarken eteğinin nasıl havalandığını hatırlayıp tam olarak o andaki sesi duymak istiyorsun ama bu olmuyor işte. Çünkü zaman bizimle gerçekten çok eğleniyor. Biz zamanla çok eğlenemiyoruz ama o bizle cidden baya baya eğleniyor.

Aynen öyle, peki yüksek lisanstan sonra hayat nasıldı senin için ?

 Ben yazar olmak istiyordum, ama Ankara’da yazarlık yok, gazeteci olmak istedim hep günübirlik işler vardı. Durum öyle olunca kiraları faturaları ödeyemiyorsun haliyle. İstanbul’a gitmek ve çalışmak istedim. Universal Pictures’da işe başladım.

Orda Senaryo mu yazıyordun ?

Hayır, marka müdürü idim. Bu hayatta ben bile bir kere müdür oldum yani (gülüşmeler) Sonrasında senaryo yazarlığı ve oyunculuk da yaptım ancak emeğimin karşılığını alamadığımdan ayrıldım.

Peki İstanbul’a gittiğinde senaryo yazarlığı yaptığın dönemlerde bir yerde çıkıyordun galiba ?
Mitanni adında bir jazz barda çaldığım oldu, düzenli değildi. Seneler yazarlık işleri arasında geçti daha ziyade. Sonra bir gün Sofar Sounds’da çaldım.

İşte tam da bu noktada Sofar’da çalma olayı nasıl oldu ??

Bir iş arkadaşımın ısrarıyla kayıtlarımı yolladım ve organizatör Eda Demir, gel çal dedi.

Sonrası nasıldı senin için ?

Sonrasında konserler, ilgi, sevgi ve baslı davullu büyüme geldi. İnsanlarla müziği, sevdayı paylaşmak çok güzel geldi. Sevgili Mabel Matiz’le tanışmak, menajerim ve yapımcım Engin Akıncı ile çalışmak geldi.

Şimdi yine bu noktada araya giriyor ve 3 tane soru soruyorum.

Menajer nedir ?
Menajer ne yapar ?
Menajer gerekli midir ?

Sanırım konu da şuraya geliyor. Her işin bir işletme yönetimi kısmı olduğu gibi bu işin de var. Doğal olarak da müzisyen olarak sen sürekli olarak parayı konuşmak istemiyorsun. Kendini bir ürün olarak ortaya koyup kendini pazarlayan insan durumuna gelmek biraz garip oluyor. Rahat müzik üretebilmek ve sahnelemek için bazı şartlar, rahatlıklar gerekiyor. Bunları takip eden, sana yardım eden bir insanın varlığı güzel.

Bu sene albüm senesi galiba , o tarafta düşünceler nasıl ? Yine soundcloud üzerinden bağımsız mı takılacaksın yoksa bir plak şirketiyle çalışılacak mı ?

2016’nın ilk çeyreğinde albüm olacak diye umut ediyoruz. SoundCloud’da bağımsız halimle 6000 takipçim oldu, ve bu harika. Dileğim Türkiye’nin her köşesinden binlere, on binlere ulaşmak.

Peki Kadıköy ve İstanbul kafası var mı cidden ? Veya nasıl tarif edersin onları ?

Vardır elbette ama ben bilmiyorum çünkü “oralı” değilim (gülüşmeler)

Peki yeni nesil müzisyenlerden konuşsak, ne düşünüyorsun onlar hakkında ?

Herkes emek veriyor, müzik için uğraşıyor, düşünüyor ve üretiyor. Türkiye’de en sevdiğim müzisyenler, ben biraz eski kafalı olduğumdan, doksanlarda kalmış isimler genelde.

Hem müzik hem edebiyatla ilgileniyorsun, hangisinin yazma süreci daha sancılı veya biraz bunların farklarından benzerliklerinden bahsedebilir misin ? 

Hayat sancısı var ama yazarken rahatım genelde. Şarkı da olsa, çocuk kitabı da, şiir de…

Biraz daha net sorabilmek için örneklendiricem şimdi, mesela “Saçlar” adlı şarkını yazarken çok mutlu muydun ?  

Şarkıların bazıları mutsuzluktan doğuyor, beni üzen bir durumu hayatta kalmama yardımcı olan bir duruma dönüştürüyor. “Saçlar” yalnızlıktan doğdu, şimdi yüzlerce insan birlikte söylüyoruz onu.

Peki hayallerin nasıl ? Daha çok görür müsün, duyar mısın ? 

Hayaller görüntüler halinde geliyorlar bazen, bazen sesler, bazen de dokular. İnsanın o kadar farklı hayalleri oluyor ki, değil mi? İnsan olmak, görebilmek, duyabilmek şahane.

Son olarak da , bu aralar abi şöyle bir kitap buldum, şöyle bir şarkı dinledim var ya kafayı açtı dediğin şeyler var mı ? Varsa paylaşabilirsen seviniriz.

Elliot Smith, Kavinsky, Kanye West, Sevinç Tevs, Hümeyra dinlemekteyim bu aralar. Biraz da 70’lerin rock’n roll’u var. “What We Do In The Shadows” ve “It Follows” son zamanlarda en beğendiğim filmler.

İlginç sorular ve dostça sohbet için teşekkür ederim.

Böylelikle röportajımızı bitirmiş bulunmatayız. Kendisine bu güzel röportaj için tekrar teşekkür edip saygılarımı sunarken, yine kendisini bir şarkısıyla röportajı bitiriyorum.

Efendim sağlıcakla kalın.

 

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *